14 Aralık 2011 Çarşamba

İstanbul Gezileri 2 "Frej Apartımanı"

Geldik Frej Apartmanı'na. Efendim bu apartıman Selim Hanna Frej (Friege) tarafından yaptırılmıştır. Muhtemelen İstanbul'da apartıman furyasının hız kazandığı 1905 veya 1906 yıllarında yapılmış. Art Nouveau (Yeni Sanat demek, kısaca,19 yy sonlarında Londra'dan çıkarak dünyaya yayılan bir tür barok özentisi sanat dalı. Abartılı kıvrımlar (zaten barok da, G.Deleuze'ün işaret ettiği gibi, kıvrım olarak tanımlanabilir) , bitki desenlerinin önemli yer işgal ettiği zarif süslemelere yoğun olarak yer verilen bir sanat türü diyelim) stlinde.Aslında Frej Apartımanı için  Art Nouveau'nun Alman versiyonu olan Jugendstil tarzında demek daha doğru olur. Bu akım art nouveau'ya paralel olarak Almanca konuşulan Orta Avrupa'da ortaya çıkmış, (Çekoslavakya'dan başlayarak) yayılmış. Çizgilerin art nouveau'ya nispetle sert, hareketli veya dinamik ve biraz çocuksu olduğu söylenebilir (bu akımın resim sanatındaki önemli temsilcisi Gustav Klimt'dir). Mimarı Khyrikiadis olarak geçiyor. Ancak ben üzerindeki Osmanlıca imzayı Yenidünya ve Khrykiadis olarak okudum. Yani iki mimarı olduğu anlaşılıyor. Bu Yenidünya'yı araştırınca onun da bir Rum olan Nicomos Yenidünya olduğunu öğrendim. Bunun İstanbul'da başka binalarına da rastladığımı hatırlıyorum. Ancak ötekinin adını ilk kez bu yapıyla duymuş oldum. Bina 4 katlı. Her kat aşağı yukarı (tahminime göre 300 m2 civarında). Binanın Tepebaşı'na bakan ön yüzünü süslemeler domine ederken, iki yan yüzünde sadelik tercih edilmiş.

Efendim tabii, bir bina sadece dış görünümden ibaret değildir. İçiyle dışıyla (bütün sanat eserleri gibi) bir bütün teşkil eder. Koruma altındaki bir binanın da tabii sadece dışı değil, içi de koruma altındadır. Şimdi bizdeki korumacılık (!) anlayışı, binanın içinin yıkılmasına izin veriyor. Dış cepheyi çevreleyen dört duvara dokunulmuyor. İçi boşaltılıyor. Biz zaten genel olarak sözlerimiz dahil her şeyin içini boşaltmaya eğilimliyiz. Sarkuysan bu binayı ele geçirdikten sonra ilk işi binanın içini boşaltıp, onu çelik konstrüksiyonla  özgün halinden farklı  olarak "yenilemek"  oldu. Bunu da mensup ve yöneticileri sürekli "güzel" demeçler verip, "mimari değerler" hakkında paneller düzenleyen Mimarlar Odası'na bağlı mimarlar eliyle yaptı. Aynısı bu yakınlarda, İstiklal Caddesi'ndeki Saray binasında da yapıldı. Bir de utanmadan çıkıp, "binanın özgün formunu bozmadık" diyorlar. Yazık! İşte bu yüzden "modern" mimarlarımız yaptıkları işlere imzalarını atamıyorlar.

Şimdi dönelim bu Mösyö Hanna Frej'e. Tabii o da bir lövanten ama Lübnan menşeili. Yine çok eski bir aile. Tıpkı Glavaniler gibi. Hanna beyin ailesi de çok zengin. O kadar ki, devlete borç para bile verebiliyorlar. Hani bir tabir vardır ya, paralarını nereye harcayacakların bile bilemiyorlar. Hatta aile Osmanlının Doğu Akdenizdeki limanlarını 99 yıllığına kiralamayı teklif edebilecek kadar nakit bir servete sahip. Glavaniler gibi, Frejler de İstanbul sosyetesinin vazgeçilmez simalarından. Böyle olunca, sermayelerini de çocuklarını evlendirerek birleştiriyorlar. Ortaya nasıl bir sermaye çıktığını varın siz tahayyül edin! Glavaniler neredeyse Galata'nın yarısından fazlasına sahipler. Glavanilerin kızıyla, Frejlerin oğlu, yani Hanna beyin izdivacından ikisi erkek, birisi kız üç çocukları olur. Burada kızla ilgileneceğiz. Anjel hanım.

Anjel hanımın doğumundan bir süre sonra Glavanilerin köşkü elden çıkarılır. Selim Hanna bey bu apartımanı inşa ettirir. Hatta bugün binanın üzerinde gördüğümüz çocuk figürlerinin ailenin çocuklarını temsil ettiği rivayet edilir. Ne kadar doğrudur bilinmez. Yalnız  bu figürlerde iki erkek çocuğu görülüyor. Anjel hanım evlilik çağında yetişkin bir genç kız haline gelince, Osmanlı devleti çökmüş, yerine milli Cumhuriyet kurulmuştur. şartlar değişmiştir. Adapte olmak gerekmektedir. Bu sıralarda, İstanbul sosyetesinin kızları, Kurtuluş Savaşı'nda bir kurmay subay olarak yakışıklılığı ve Yunan komutan Trikopis'i Dumlupınar'da teslim almasıyla ünlenen Dukakinzade Feridun bey hikayeleriyle vakit geçirmektedirler. Neyse, uzatmayalım. Feridun bey ve Angel hanımın izdivaçları uygun bulunur. Angel hanım artık Aysel hanım olmuştur. Feridun bey de sonradan Dirimtekin adını alır.

1895 doğumlu olan Feridun bey harbiyeden mezundur. Balkan Harbi, Çanakkale ve Sarıkamış cephelerinde subay olarak bulunmuş, daha sonra Milli Mücadele'ye katılmak için Ankara'ya geçmiştir. Ailevi nedenlerle 1927'de ordudan ayrılıp, teknik sahada kendisini geliştirmek için Almanya'ya ihtisasa gider. Yurda dönünce bir yandan Harp Okulları'nda dersler verdiği halde Türk Hava Kurumu'nda başkan yardımcısı olarak çalışmıştır. Beden Terbiyesi İstanbul Bölge Müdürlüğü (bir çok stadyum onun zamanında yapılmıştır) yapmıştır.. Turing Otomobil Kurumu'nun kurucusu ve yöneticisi olur.. Gazete çıkarır..  Eminönü Halkevi'nin müdürlüğünü 4 yıl sürdürür.. Belediye Meclisi'nde, Anıtlar Kurulu'nda üyeliklerde bulunmuş ve en son Ayasofya Müzesi müdürlüğünden emekli olmuştur. Son görevi esnasında, arkeolojik kazılara katılır. Yönetir. Bir çok dilde yayınlanmış yazıları, makaleleri ve önemli kitapları vardır. Müze müdürlüğü yaptığı sıralarda, 1966 yılında Ayasofya'nın tekrar cami olması için gösteri yapan psikopat İslamcılardan birinin saldırısına uğramış, bir kaç yerinden bıçak yarası almıştır. Polisin müdahalesiyle canını kurtarabilmiştir. Bu hikayeyi daha lisede iken merhum bir mahalle büyüğümüzden dinlemiştim. 

Şimdi efendim, bu evlilikle birlikte İstanbul sosyetesinin olmaz olmaz simaları haline gelen bu varlıklı çift, hemen her gün bir davette boy göstermektedirler. Feridun  bey kışları hep koyu renkli simokinler ve fraklarla yazları beyaz renkli ketenlilerle davetlere icabet etmektedir. Eşi Aysel hanımefendi de tabii, kışları koyu rengin  yazları dekoltesi ihmal edilmemiş açık renklerin hakim olduğu  tuvaletleri ve meşhur şapkalarıyla ona eşlik etmektedir.

Şapka deyince, biraz durmak lazım. Bizim çocukluk yaşlarımıza kadar,İstanbul hanımefendileri şapkasız sokağa çıkmazlardı. İstanbul'da hâlâ ünlü şapkacılar vardı. Yeri gelmişken, Vakko, yani Vitali bey de, 70'lere kadar şapkacı Vitali olarak bilinmekteydi. Ama şapka deyince tabii en meşhuru Macar asıllı madam Lazslo'dur. Dükkanı ve dikimevi bugünkü Londra Oteli'nin karşı sırasındadır. Tabii bir de, Hazupulos pasajı şapkacıları vardır. Aysel hanım, şapkalarını genellikle madam Lazslo'ya sipariş etmektedir.

Çiftin hayatı, Gülersoy'a göre bir İtalyan opereti kadar renkli geçer. Karı koca davetlerde, fransızca espiriler yapmayı, nidalar çıkarmayı (eh devrin modası olan bir züppelik) ihmal etmezler. Hatta Feridun beyin bazı davetlerde, uzun ziyafet masasının bir ucunda, genellikle olduğu gibi, baş köşesinde  oturur haldeyken, öbür ucunda bulanan eşine fransızca, "ben çok sıkıldım madam" diye fransızca yüksek sesle yakındığı bile işitilebilirdi. Sosyetik kabalık(yapan Feridun bey gibi bir figür olunca)  mazur görülürdü tabii. Her neyse efendim. Feridun bey emekli olunca, çift , Frej Apartımanı'nı 148 bin lira (gibi büyük bir meblağ karşılığında (bugünkü değeri 25 milyon dolar olduğuna göre) satılır. Aile Nişantaşı modasına uyar. Orada bir daireye taşınırlar. Feridun bey burada önce meşhur İstanbul çukurlarından (bunlar genellikle -bugün de olduğu gibi- ya elektrik ya da telefon tesisatı için kazılmış olurlardı) birisine düşerek kalçasını kırar. Yatar halde tedavi olurken, kalp krizi neticesinde göçer. Bundan sonra hayat bilgisi pek olmayan masal prenseslerini andıran Ayfer hanım için hayat çok zor geçecektir. Muhtemelen paranın adını duymuş ama onunla bizzat somut bir ilişki içinde olmamış hanımefendi, dışarıdan izleyenlere  garip görünen davranışlar sergilemeye başlamıştır.

Bunu fırsat bilen Feridun beyin, gözlerini para bürümüş olarak, pusuda bekleyen yakınları, bir kaç kez Ayfer hanımın deli olduğuna dair raporlar alarak, kalan servetin yönetimini talep etmek istemişler. Ve sonunda başarmışlardır. Zavallı kadıncağız bir süre akıl hastanesinde müşahede  altına bile alınmıştır. Neyse ki,  sonradan eşinin yakınlarıyla uzlaşmıştır. Bir huzur evinde ömrünün geri kalan günlerini geçirmiştir. Kader onun da sonunu yine Azrail'e çalışan bir başka İstanbul çukurunda hazırlamıştır.

İstanbul'da ölüm sebepleri arasında "çukura düşme" oranıyla ilgili bugüne kadar bir araştırma yapılmamış olduğunu belirtmek isterim. Böyle bir araştırma, İstanbulluların ölüm nedenleri arasında, hastalıklardan çok "beledi nedenler"in öne çıktığını ortaya koyabilirdi. Mevzuya  geri dönecek olursak,  Frej Apartımanı arkasında yaşanmış hayatlarıyla, 1983 yılında Sarkuysan'a satılmıştır.  Yaklaşık 20 yıl bu şirkete genel müdürlük binası olarak hizmet etmiş ve şimdi otel olmayı beklemektedir.

Siz siz olun, önünden geçtiğiniz her tarihi binada ne hayatlar yaşanmış ve sönmüş olabileceğini bir an düşünününüz. O zaman bu kente daha sıkı bağlanacaksınız. Dahası, yalnız olmadığınızı düşüneceksiniz. Son olarak tekrar Feridun beyden  söz edeceğim. Dukakinzade'lerin kökeniyle ilgili bir bilgi, Gövsa'nın Türk Meşhurları Ansiklopedisi'nde var. Orada Dukakinoğlu ya da Dukakinzade olarak anılıyor. Yavuz devrinde onun vezirliğini yapmış, oğlunun Yavuz'un kızlarından birisiyle evlenmesi dolayısıyla onunla dünür olmuş, Dukakinoğlu Ahmet ve oğlu Mehmet beylerden, torun Osman beyden söz edilir. Ansiklopediye göre bu ailenin en büyük ferdi Fatih devrinde Arnavutluğa yerleşmiş bir Norman dükü olan Dük Jean'dır. Dukakinzade adı da, "duka"dan geliyor olmalıdır.  Bu ailenin Saray'a dahil olan bireylerinin sanatsal, artistik yeteneklerinin ve tasavvufi eğilimlerinin güçlü olduğu ansiklopedideki bilgilerden anlaşılıyor.

Frej Apt Şişhane tarafından

Frej Apt Şişhane tarafından ve daha yakından (sağdaki yokuş  Okçu Musa  sokak. Yokuşun sonunda  Voyvoda ya da Bankalar Caddesi başlıyor)

Frej Apt Şişhane tarafından

Frej Apt eski THY binası tarafından (bu THY  ve yanındaki Vergi Dairesi binalarının yerlerinde eskiden mezarlık bakiyesi  arsa varmış. Civardaki ağırlıklı nüfusu teşkil eden  musevi ailelerine mensup çoçukların da oyun alanıymış. Halk arasında 50'lerin sonlarına kadar eski mezarlık adına izafeten  "Petit Champs" olarak anılırmış ) 

Frej Apt Voyvoda Caddesine inen yokuşun solunda kalan kısmında  mimarlarının eski Türkçe imzaları 

Binanın üzerindeki art noveau çizgiler ve melek çocuk heykelleri

Binanın Beyoğlu 6.Dairesi'ne (Beyoğlu Belediye Başkanlığı) tarafına  bakan kule kısmı
Frej Apt. sol önde eski THY binasının köşesi. 50'lilerekadar  yerinde
Petits Champs denilen çocuk parkı varmış.


Eski Tozkoporan caddesi üzerinde Eczabaşı binası.
IKSV tarafından kullanılıyor. 
Frej Apt. Tepebaşı tarafından, Eczacıbaşı binası yakınlarından. 
Feridun bey merhumun özellikle İstanbul surlarıyla ilgili yapmış olduğu çalışmalar önemlidir. Mesela, Marmara ve Haliç Surları'yla ilgili önemli çalışmaları var. Yine, unutulmuş Anastasious duvarını araştırıp ortaya çıkartmıştır. Bu duvar, bilindiği gibi, Bizans İmparatoru Anastasious (507-512) tarafından kenti göçebe kavimlerin bitip tükenmek bilmeyen saldırılarından korumak adına Silivri ve Çatalca arasında yaklaşık 45 km uzunluğunda, Çin Seddi örnek alınarak yaptırılmıştı. Bugün bile 22 km lik duvar hâlâ sağlam durumdadır. Feridun bey surun kalınlığını bizzat ölçerek, 52 cm olarak tespit ettiğini söyler. Yine 1936'daki,  1950'lerdeki  Aya İrini ve Ayasofya Müzesi avlusunda ve etrafındaki kazılarda

önemli katkılarda bulunmuştur. Feridun beyin, Istanbul'un Fethi adlı önemli kitabının 5-6 yıl önce yeniden basıldığını hatırlıyorum. Reşat Ekrem merhumun İstanbul Ansiklopedisi için kaleme almış olduğu Ayasofya maddesi gayet ayrıntılı ve önemlidir. Ayasofya Rehberi adlı kitabı da öyle. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder